Çocukluk

İçime adım atacak hiçbir güzellik bırakmamışım. Her şey çok kolay feda edilebilirmiş gibi, dalında güzel göremediğim çiçekleri söker gibi. Her şeye geç kalan ruhum bu kez çok erkenden buz kesmiş gibi. Gidenlerin kırdığı yerden içime giren ışığı hiçbir gelene gösterememişim gibi. Görüyor musun, bozkır senmişsin de noktayla virgülün bi' banaymış gibi. Yazdığım yerden karalıyorsun yine. Bu kez ben benimle değilim. İstesem de uzanmıyor ellerim kendime. Fazlasıyla nasırlanmış, sırf güzel diye tutulacağını sandığım ellerim, şimdilerde kalem bile sigara kadar yakışmıyor. Ne yazdıysam kendime yazdım ben, Orhan Veli gibi, sevdiğim kadınlara aşıklar geçidi dizemedim. Değiştim sandığım yerde yozlaşmışım meğer, sanki herkes çok kolay harcanırmış, kafalarına çok rahat sıkılırmış gibi. Heyecanların dibinde beni bekleyen hiçliği şimdiden görüyorum. Alkol çok tanıdık artık, beni jupiterin kucağına atacak bi ot bitmemiş hala dünyada. Dönüştüğüm bu adamın adımlarını bile tanıyamıyorum. Benden önce beni terk eden çocuğun yüzünü de okuyamıyorum artık. Ellerine kalemin yakıştığı, gökyüzünde kendi yüzünü arayan, kirpiklerine vurgun olduğum belki. Şimdi Bozkır alıyor kalemi elimden. Bozkır 2'yi yazacak sanıyorum. Karşımda oturuyor değişmeyen tebessümüyle. Devrik cümleler kuruyor, beni benden alacak gibi, sanki yeniden yazabilecekmiş de benim ızdırabımı bitirecekmiş gibi. İki kişi aynı rüyayı göremiyormuş derler, ben çok şahit oldum senin rüyalarına. Gel diye uzanırdı ellerin çocukluğuna. Sen daha beni yaratmadan ben var olmuştum sanki. Baharların ruhunu okşadığı günlerdi. Sabahattin'i hatırlatırdı sana bu yağmurlar. Boş balkonları izlemek incitmezdi o zaman ruhunu. Şimdilerde uzak bi hatırayı izler gibi izliyorum seni. Kağıtların üzerinde gezinen ellerini izliyorum. Doğruydu, imtihanın kendiyleydi senin, yaşamakla imtihandın. Kendini aramak diyip geçemezdin şu kaybolmuşluğa. Okuduğun her yazarın mezarınında ağlamazdın mesela. Seninleydim, şimdi ben de terk ediyorum içimdeki seni, hiçbir zaman yazdığın kadar olamamıştın. Sesin bile yabancılaşır olmuş, bir şiirler olmuş sana diyemezdim. Devirdiğim yılların ardından devrik cümlelerle yaşadığın her güne hakikat diyemezdim. Şimdi sen söyle, acımıza ortak mıdır siktir yediği hayata methiyeler dizenler? Hiç sen ben gibi olurlar mı? Bozkırdan haberi olmayanlar? Kendiyle imtihan olmamışlar? Faydasız. Düşmüş melekler gibi düştük bi kere. İyileşeyim diye ettiğin dualar emreder mi hücrelerime, beni kemirmesinler diye? Virgülü bile tutturamıyorum bak, tutmamaya yemin dikişlerimiz gibi. Günlerimiz azalıyorken geri gelmeyecek günlerin sahteliğine bakar mısın? Derinim diye gezinenlerin sığlığına ne demeli peki? Bilmiyorum işte, ben de bilmiyorum. Iskalıyorum kalemi hep. Kendimizden önce edebiyata intiharı yaşatsak diyorum. Yazsak diyorum, yazacak bir şey kalmayana kadar. Önünde eğilmeye değecek bir Tanrı bulana kadar. Bozkır ve Deniz ikimizi de adam edene kadar. Aynı yerlerin altını çizmeyi bişey sandığın günlerdeki iyimserliğini özlüyorum. Yürüdüğün yolların güzelliği karşısında ayağıma batan dikenlerden haberim olmayışını mesela. Hala inanıyorum mesela. Okuduğun kitaplara inanıyorum. Oğuz'u okuduğunda dolan gözlerine inanıyorum. Bozkırın oğlu olduğuna inanıyorum. Beni senden alan yalanlara değil, beni sen yapan bütün o hikayelere inanıyorum.
-muhittin aksoy